Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar

Yazılar 2020

Ah güzel İzmir!

Evet, içimiz yanıyor, bağrımız yanıyor... Canlarım, eşim dostum, ailenin önemli bir bölümü hepsi İzmir’de. O meşum andan beri telefonlarımız susmuyor... Korkularını, çaresizliklerini anlatıyorlar, umutlarını, acılarını da... Uzaktan imdatlarına koşamamanın acısını çekiyorum. Ve Ege’den Marmara kıyılarına gelen bir martının kulağıma fısıldadığı sözler gelip yerleşiyor yüreğime!

Bu martı, Çehov’un martısı... Çehov’un “Martı”sında, çok şiirsel, çok hüzünlü, çok etkili bir sahne vardır. Soğuk bir gecede Nina, (ki o çoktan vurulmuş bir “martıdır”...) ruhu ve bedeni çok üşümüş Nina, Turgenyev’i anımsar ve şöyle der: “...Rüzgârı işitiyor musunuz? Bir cümle vardır Turgenyev’de: ‘Böyle gecelerde, sıcak bir köşesi, bir yuvası olana ne mutlu!’ Bense bir martıyım... Ne diyordum... Ha, Turgenyev: ‘Tanrı tüm barınaksızların yardımcısı olsun!’ ... Neyse... Bakın ağlamıyorum artık...

Tanrı barınağı olmayan herkesin yardımcısı olsun...

İnsanın insanlığından utanması

Bizler İzmir’le soluk alıp verirken, insanı insanlığından utandıran paylaşımlar yapıldı sosyal medyada... İzmir’i ve İzmirlileri hedef alan paylaşımlar...

Utanç vericiydi. Kimi İzmir’i “zinanın başkenti” ilan ediyor, kimi sadece “İzmir’deki Müslümanlara geçmiş olsun” diyor, “Rabbim beni İzmirliler gibi zinaya değil, seccademe köle et” diyebiliyordu...

Bu nasıl bir kin, nasıl bir nefretti! Böylesi pislik kusanlara insan denebilir miydi! Bu yaratıklar dindar olabilir miydi! Dinden, ahlaktan, vicdandan hiç mi nasiplerini almamışlardı! Kindar ve dindar bir kuşak yetiştirme çabasından bunu mu anlamalıydık!

Benim eşsiz güzelim canım “Gavur İzmirimi” çağrıştıran bu ve benzeri ifadelere tepki çığ gibi büyürken, daha Cumhurbaşkanı olmadan önce, başbakanken Erdoğan’ın söyledikleri aklıma geldi. Yine bir seçim öncesiydi ve “İzmir üzerine zaman zaman yakıştırılan ifadeleri, İzmir silip atacaktır” derken “özrü kabahatinden büyük” bir durumu ortaya koyuyordu.

O iğrenç paylaşımlarda bulunanların adalete teslim edildiğini söylüyordu ertesi gün gazeteler. Adaletsiz ülkemin adaletine... Hayırlısı olsun!

Eşsiz bir dayanışma

Deprem sonrasında kin ve nefreti gördük. Ama deprem sonrasında ihaneti gördüğümüz gibi, insanı insan yapan değerleri de, insanoğlunun içindeki “cevher”i de gördük...

İzmir ve çevresinde yaşanan sonsuz dayanışmayı gördük.

Evsiz barksız kalanlara Çeşme, Urla, Foça, Aliağa, Karaburun ve tüm yazlıklarda evlerini açanları, otellerini açanlarını gördük. Yiyeceğini paylaşanlara tanıklık ettik.

20 gündür tazminatları için eylem yapan Somalı madencilerin İzmir’e koşup arama kurtarma ekiplerine omuz vermesini izledik...

AKUT’un imdada koşmasını gördük. (Unutmayın: 2930’a AKUT yazıp mesaj atarsanız arama kurtarma derneğine 10 TL bağış yapmış oluyorsunuz.)

Kan ihtiyaçlarının ilk anonstan sonra anında karşılandığını izledik.

Gece boyunca yılmadan çalışanları, enkaz kaldırma çabalarını gördük. Sokak hayvalarının nasıl korunduğunu gördük...

Evet, iki gündür gece gündüz müthiş bir dayanışmaya tanıklık ettik...

Düşünmemiz gereken

Şimdi herkes yine çok konuşacak... Ve biz yine ders almayacağız (mı?). YETER! Artık ders alalım!

Şimdi düşünmemiz gereken doğanın değil, “doğal felaketleri”n bahane edilerek insanın insana yaptığı kötülükler... Doğaya inat yaptıklarımız! Dinmeyen açgözlülüğümüz, doymayan iştahımız!

Artık ezberledik: İnsanoğlu doğadan çok daha acımasız, çok daha hırslı ve açgözlü, çok daha bencil. Öyleyse ona göre tedbir almalıyız!

Artık depremin değil, bilgisizliğin, denetimsizliğin, çalıp çırpmanın insan öldürdüğünü bilmeyenimiz yok.

İki gündür Türkiye’nin fay hatlarını gösteren haritaları da gördük!

Benim aklımdaki en önemli soru şu: Hâlâ Kanal İstanbul diye tutturulacak mı? Dediğim dedik inadı sürdürülecek mi! Uzmanlara, akıl yoluna, bilgiye bir şans verilecek mi?

01 Kasım 2020 

 

 

Geri
Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri