Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar

Yazılar 2017

Kendini Yaratan  Kadın: Serra Yılmaz
 
Avrupa Tiyatrosu Festivali için Roma'daydım. Bu yıl 16'cısı gerçekleştirilen "Premio Europa Per Il Teatro" çok  zengin bir program içeriyordu...  Moussolini'nin balkondan ünlü konuşmalarını yaptığı Venedik Sarayı, festival merkeziydi... Dünya çapındaki tiyatroculardan konferans ve  panelleri orada izliyor;  görkemli  salonlarda  günde iki oyun seyrediyorduk...  Bu yoğun programdan kaçıp, kendimi  festival dışı  Roma'nın en prestijli tiyatrolarından birine attım: Teatro Parioli'ye. Çünkü  orada bir arkadaşım, tek kişilik bir oyun oynuyordu...

"Arkadaşımı" görmek için gittiğim oyunda, böylesine  başarılı teatral bir "mücevherle" karşılaşacağımı; böylesine büyük  bir tiyatro tadı alacağımı elbet ki bilmiyordum... Arkadaşım, Serra Yılmaz'dı.
Bu yazının başlığını kısaltmak durumunda kaldım. Doğrusu  "Kendini her daim yeniden ve yeniden yaratan kadın" olmalıydı... Onu bin yıl önce  Dostlar Tiyatrosu'nun bir oyuncusu ve ünlü bir babanın gazeteci, yazar, eleştirmen sinema insanı Semih Tuğrul'un  sevgili kızı olarak tanıdığımda çok gençti.  Sonra mükemmel dil bilgisiyle (Fransızca , İtalyanca vb.)  kah Avrupa Parlamentosunda Cumhurbaşkanlarına,  kah İstanbul'da Papa'ya ya da önemli politik olaylarda  çevirmenlik yaparken izledik onu.  Halit Refiğ, Atıf Yılmaz ve Zeki Ökten'in filmlerinde oyuncuydu,  Ferzan Özpetek'in  filmlerinin ise "olmazsa olmaz"ıydı... Önceki akşam Roma'da Teatro Parioli'ye giderken, onu nicedir tiyatroda izlemediğimi düşünüyordum...

"Griselidis: Bir Fahişenin Anıları"- Fırtınalı bir hayat yaşamış, çok yetenekli  çok boyutlu,  yazar, ressam ve hayat kadını Griselidis Real'in  (1929 –  2005) kitaplarından yola çıkarak bir tiyatro sanatçısı Coraly Zahonero'nun yazdığı oyundu. Juan Lopez'in rejisinde, müzisyen Stefano Coco Cantini, Serra Yılmaz'a eşlik ediyordu.
Sahnede dört duvar arasına sıkışmış kadın dünyayla, kendiyle, geçmişiyle  anılarıyla hesaplaşırken; adeta , hayattan intikam alıyordu.  İntikam aldıkça da özgürleşiyordu. Serra Yılmaz,  çok yalın , çok dingin, dolaysız  oynama biçimi / anlatma biçimiyle, bütün bu duyguları, salonu dolduran tüm seyirciye tek tek gözlerinin içine bakarak geçiriyordu. Müzisyenle oyuncunun  diyalogu ve  ilişkisi sadece  bu duyguların  altını çizmekle kalmıyor ayni zamanda  bu bir saatlik mücevherin  ritmini, büyülü atmosferini gerçekleştiriyordu. Metin, ışık, dekor, müzik ve oyunculuk bir arada eşsiz bir tiyatro tadı veriyordu. 

Festivalin ağır topları .

Dönelim Avrupa Tiyatrosu Festivaline:
 Heiner Muller in  "Hamletmachine" adlı ünlü oyunu nü bu kez geçen yüzyıla damgasını vurmuş  bir yönetmen Bob Wilson sahnelemesiyle izledik...  Yıllar geçtikçe Wilson un tiyatrodan uzaklaşıp plastik sanatlara daha çok yoğunlaştığı görülüyor. Sonsuz estetik kaygı ,matematiksel bir denge cambazlığı, şaşırtıcı ışık ve gölge oyunları ... Sonuç: çarpıcı kusursuz görüntülerin tekrarı...  Ancak bunların tümü   ruhumuza seslenmekten galiba artık biraz uzak kalıyor... 

Yine geçen yüzyıla damgasını vurmuş bir başka ustadan Peter Stein dan "2. Richard " oyununu izledik. Shakspeare' in bu az oynanan eserini genç bir ekiple çalışan Stein,  sahnede  Rönesans tablolarını anımsatan birbirinden güzel resimler oluştururken o genç oyuncuların  o resimlerin  içini doldurup doldurmadıkları tartışılırdı.

Festivale katılan ve  günümüzün  tiyatrosunun yükselen yıldızları diye bilinen genç ve deneysel  toplulukları birkaç satıra sığdırmak zor, başka bir yazıya bırakıyorum.

Festivalin doruk noktası ise Isabelle Hubert ile Jeremy Irons'lı sahnede Harold Pinter'ın  "Küller Küllere" (Ashes to Ashes) oyunuydu. Nazi soykırımına  göndermelerle müthiş acıyı ve ret edişi,  bir kapana (bir odaya) kısılmışlıkla kabullenen ve  yadsıyan ve  can çekişen bir kadınla bir erkeği  bu iki ustadan izlemek , her kelimeyi, her duyguyu iliklerimizde duymak,  eşsiz bir deneyimdi. 

21 Aralık 2017 

Geri
Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri