Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2000

10 aralık 2000

Safranbolu :

         İçinde rüya görülen evler kenti...



İlk kez, bundan 25 yıl önce gitmiştim Safranbolu'ya.

Metin Sözen'in "Safranbolu'yu görmeyen insan, bu ülkede bir gözü kör gibidir" demesiyle, iki gözü bile az bulan ben, soluğu Safranbolu'da almıştım. O zamanlar ne Safranbolu, ne de o muhteşem evleri bu kadar ünlenmemişti. SİT alanı ilan edilmemiş, henüz UNESCO'nun "Dünya Kültür Mirası" listesine alınmamıştı. Ama o güzelim evlerde yaşayan güzelim insanlar koruma bilincine sahipti...

Hiç unutmam, 25 yıl önce Safranbolu'da Fatma Nine 'yi tanımıştım. Saksıdaki fesleğeni, sandıktaki lavanta çiçeğini, bahçedeki yasemini, avludaki çakıl taşını gözünden sakınan ninelerden biriydi. Ve şöyle demişti:

"Bizim bu güzel evlerimizde insan rüya görür. Bir defa torunların yeni evinde kalacak oldum, rüyalarım kaçtı. Rüyadan kesildim. Kendi evime döndüm rüyalarıma kavuştum. "

Aradan çeyrek asır geçtikten sonra gördüğüm Safranbolu, özelliklerinden, değerlerinden bir şey yitirmemiş, aksine kazanmıştı. Elbet eski yerleşim bölgelerinden ,Çarşı ve Bağlar diye adlandırılan bölgelerden söz ediyorum. Yoksa yeni yerleşim alanları , tüm Anadolu kent ve kasabalarının anarşik betonarme yapılanmalarından farksız...

Dillere destan Safranbolu evleri 18.ve 19. Yüzyıldan kalma.

Ancak ağaçlara tek tek bakmadan önce ormanın tümünü görmek gerekli. Buralardan Lidya, Helen, Roma, Bizans, Danişment, Selçuk, Türkmen beyliklerinden Candaroğulları ve Osmanlı uygarlıklarının geçmiş olduğunu, kozmopolit bir yapıya sahip olduğunu bilmekte yarar var.

Kiliseden camiye dönüştürülmüş Eski Cami, Köprülü Mehmet Paşa ve İzzet Mehmed Paşa Camileri, ahşap minareli Lütfiye Cami, Ali ve Hasan Baba Türbeleri, Ali Baba Tekkesi, Cinci Han, Cinci Hamam; sonra Eflani Çayı üzerindeki Taş Köprü, Gümüş Deresi üzerindeki Tokatlı Köprüsü,İnce Köprü; sonra her yana dağılmış çeşmeleri,Köprülü, Taşminare, Köprübaşı, Karakullukçu ve Hanidiye çeşmeleri ; sonra "lonca" düzeninin izlerini taşıyan Arasta, yani çarşı... Bunların tümü bir bütünü oluşturuyor.

Gelelim , zamana direnen,dillere destan evlere.
Taş kaplama dar sokakları adeta bu evler biçimlendiriyor... Geniş hacimli, ahşap çatkılı, taş ve kerpiç örgülü, beyaz badanalı, dar ve sık pencereli, ahşap doğramalı, damları kırmızı kiremitli, çatıları geniş ve uzun saçaklı evler... İçlerinde mutlak sofalara açılan odalar, odalarda çepeçevre sedirler, ortada havuzlar, yaşmaklı ocaklar, el işi keten perdeler, dolapların içinde rengarenk yorganlar ... Tavanlarda, kapılarda, dolap kapaklarında,Rum, Ermeni, Türk ustaların elinden çıkma ahşap oymacılığı... Evler arasında, meyvesi bol, ağacı çiçeği bol, akan suları bol bahçeler... Bahçelerle evler arasında, ipek bir halıyı andıran çakıl taşlı döşemeler...

Bütün saydığım bu ayrıntılar, yalnız Safranbolu'nun zenginliği ya da insanların estetik duygusuyla değil, yaşama biçiminin belirlediği işlevlerle örtüşüyordu. Geniş aile yapısı... Her odaya bir gelin ve çocukların yerleşmesi... Her odanın dolap içlerine yerleştirilen mutfaktan banyoya, bir evin tüm işlevlerini barındırması... Odaların ortak yaşam alanlarına, sofalara açılması... iklim koşullarını gözeten, yöresel özellikleri yücelten yapı tarzı ve yapı malzemesi...

Yaşama biçimi değişince, işlevler değişince, yapıların da değişmesi kaçınılmazdı.

İşte, 1975'den yana, Başta Kültür Bakanlıkları olmak üzere, sonra Turizm Bakanlığı ve çeşitli vakıf, derneklerin çabasıyla iki bin kadar ev korundu.

Bence bu evlerin en müthiş yanı birbirine olan saygıları, sokağa saygıları, doğaya saygıları... Dik vadi yamaçlarına kurulmuşlar, biri ötekini örtmüyor, gizlemiyor, biri ötekine gölge etmiyor. Sanki fotoğrafçıya poz verir gibi sıralanmışlar, "beni de çek ,beni de çek" diyorlar...

Gel gelelim demirciler, bakırcılar, dericiler, kalaycılar çarşıları, hanları , hamamları, camileriyle ve taş işçiliğinin döktürüldüğü çeşmeleriyle, çakıl taşlı avlularıyla, kendisi müze niteliğinde olan Safranbolu'nun tek müzesi yok. Evet kimi evleri "gezi evi" yaftasını görünce, 750 bin Tl. karşılığında geziyorsunuz ama aynı şey değil. Yalnız mimarisi, yapı sanatıyla değil, tarihiyle, coğrafyasıyla el sanatlarıyla, babadan oğula geçen meslekleriyle yaşayan bir müze gerekli buraya.

Safranbolu'da bir müze bulunmaması,yıllardır çeşitli tarihi eserlerin, kitap bve eşyalarında da elden çıkarılmasına neden oluyor, elden çıkarılanların, yeniden Safranbolu'ya kazandırılmasını imkansız kılıyor.

Ayrıca, bir kültür merkezi, büyük bir toplanı salonu yok. Sineması yok, spor salonu yok. Rastladığım tüm gençler bu yoklardan yakınacaktı.

Yatak sayısı kısıtlı. Turizme açıldı diyorlar. Pansiyona, otele dönüştürülen eski evler, konaklarla toplam yatak kapasitesi 600 küsur. Oysa burası özellikle kongre turizmine öyle elverişli ki! (Ankara'ya 220, İstanbul'a 395 km.) Bu yılın ilk on ayında 48 bin yerli, beş bin yabancı (birinci sırada Japonlar, sonra Fransızlar , sonra Almanlar) gelmiş.

Çevre kanyonlar, dereler, akarsular, ormanlar ve birbirinden ilginç köylerle dolu. Doğa turizmi içinde sonsuz olanakları var. Ancak şimdilik bu olanaklardan yararlanılmıyor.

Çevredeki en ilginç köylerden biri Yörük Köyü. İlginçliğini,mükemmelliğini keşfetmeyi size bırakıyorum. Bir ipucu vermem gerekirse, "Safranbolu'nun minyatürü" demekle ve yukarıda belirttiğim tüm özellikleri daha küçük bir ölçekte orada bulacağınızı söylemekle yetineceğim. Yolunuz düşerse, gidin. Ve Yörük Köyde Leyla Gencer Sokağını görünce sakın şaşırmayın. (Babası, oralıydı. .)

"Bizim bu güzel evlerimizde insan rüya görür. Bir defa torunların yeni evinde kalacak oldum, rüyalarım kaçtı. Rüyadan kesildim. Kendi evime döndüm rüyalarıma kavuştum. "

Bunu diyen Fatma Nine, kentin iki yüz yıllık çanlı saatini her gün ayarlayan ve temizleyen Rıfat Usta ve daha niceleri artık yaşamıyor. Ama onların sahip olduğu bilinç, Safranbolu'yu yaşatmayı sürdürüyor.

Safranbulu'ya gidin, içinden rüya geçen evleri yaşayın!

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri