Zeynep Oral Hakkında Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Yazılar
 

Yazılar 2000

3 Aralık 2000

Oyuncu

Siz mucizelere inanır mısınız?

Ben inanırım.

Enkaz altında beş gün kalan bir çocuğun bir sıyrık bile almadan oradan çıkarılması , düşen bir uçaktan sağ kurtulmak elbet bir mucizedir. Ama taş bir duvarın çiçek açması, gözyaşlarının inci tanelerine dönüşmesi ya da ne bileyim bir gelinciğin ansızın konuşmaya başlaması , yakamozların denizden gökyüzüne fırlaması da mucizedir...

Geçenlerde böyle bir mucizeye tanıklık ettim. Kapalı bir mekandaydım. Tiyatro salonuydu. Karanlıktı. Herkes susmuş, daha doğrusu nefesini tutmuş, izliyordu. Sahnedeki oyuncuyu izliyordu. Oyunun bir anında, anlamadığım bir dilde bir şeyler anlatmaya başladı oyuncu.

Oyuncu anlatırken, anlatırken... Ansızın...

Ansızın salona yüzlerce, binlerce kuş doldu. Kuşlar tepemden uçup uçup sahneye yığılıyor, sahneden yine üzerime uçuyordu. Yüzlercesi, binlercesi kanat çırpıyordu. Işık kuşları, gelincik kuşları, yakamoz kuşları ... Salonun tavanı yok olmuş, gökyüzü içeri girmişti. Üzerime yıldız yağıyordu, ışık yağıyordu, müzik, şiir yağıyordu ve kuşlar sahneye uçuyordu... Yoksa gökyüzü ,sahne ve salon arasında gidip gelen , kanat çırpan kuşlar biz seyirciler miydik?

Soru sormaya gerek yoktu çünkü bu bir mucizeydi. Çünkü oyuncu yeryüzünün tüm kuşlarını sahneye getirmiş, salona uçurmuş, sonra gökyüzüne salıvermişti. Belki de oyuncu bir büyücüydü, bir sihirbazdı... Belki değil , öyle olmalı.

Neden sonra , (kuşlar salonu terk ettikten sonra) aklıma Leyla Gencer'in bir sözü geldi. (Belki oyuncunun o sırada kullandığı dil İtalyanca olduğundan bu çağrışımı yaptım) Bir keresinde şöyle demişti: "Sahnede yapayalnızsındır. Her şeyini vermeye hazırsındır... Ve karşında seyirci seni sınıyordur, beklentisi sonsuzdur. Senden bir mucize bekler, tanrıları yeryüzüne indirmeni, sahneye getirmeni ister."

"Peki siz, getirir miydiniz tanrıları sahneye?" diye sorduğumda gülmüştü. "Elbet getirirdim" anlamında bir gülümseme...

İşte , şimdi şu küçük salonunda, Dostlar Tiyatrosu'ndan "Oyuncu" adlı oyunu izlerken, böyle bir şeye tanık oluyordum.

"Oyuncu"yu oynayan oyuncu Genco Erkal'dı.

Tankred Dorst'un , uzun bir aradan sonra sahneye dönen , bir bakıma yeniden sınava giren , kendini rejisöre kabul ettirmeye çalışan aktör Fuerbach'ı dile getiren bu oyunla Genco Erkal arasında çok özel bir ilişki kurulmuştu. Bu ilişkide oynamakla yaşamak , oynamakla var olmak eşanlamlı oluyordu. Oyuncunun sahnedeki endişesi, geçtiği sınavlar, insanoğlunun yaşamdaki var olma mücadelesine dönüşüyordu. Oynarken, tüm sınırları, kalıpları kırıyor, özgürleşiyordu Genco Erkal.

Bir çağrışım daha: Bir kez Fazıl Say'dan duymuştum."Piyano çalarken özgürleşiyorum" demişti.

Oyuna ilişkin başka hiçbir şey söylemeden (zaten yerim de kalmadı) Zeynep Irgat ve Erdem Akakçe'nin ustalıkla katıldıkları bu tiyatro şöleninden, bir seyirci olarak, ben de kendimi özgürleşmiş hissederek çıktım. Ve de mucizelere inanmanın mutluğu içinde... Yeryüzünde iyi ki mucizeler var diyerek...

     
  Geri  
     
  Zeynep Oral Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri