Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Kitaplar
 

Uzakdoğu'm

Kitaptan bir bölüm;

Uzakdoğu'mResim de resimmiş ha!

Çok yaşlıydı. Yüzündeki çizgiler, konuşurken daha da derinleşiyordu. Ama gözleri, ama bedeni, ama elleri, konuşurken yıllara meydan okuyor, gençleşiyordu.

Konuşurken, ansızın, hiçbir nedensiz susuveriyordu. Çok uzun süren suskunluklarını, sonra yine hiçbir nedensiz kendi bozuyordu.

Sanki hiç susmayacakmış, sanki sonsuza kadar anlatacakmış gibi konuşuyordu. Anlattıkça, daha çok anlatmak istiyordu. Su içtikçe daha çok susayanlar gibi...

Konuşurken, başını önündeki işten ayırmıyordu. Önündeki iş, yaptığı resimdi, dev bir tuvale geçirdiği renkler, çizgilerdi.
"Cennet" diyordu, eğer varsa cennet diye bir şey, tıpkı burası gibidir."

Ve cennetin resmini yapmayı sürdürüyordu. Yani buranın resmini...

"Cennet" diyordu, "cennet, insandan insana değişir. Tıpkı düşlerin değiştiği gibi... Herkes kendi düşlediği cenneti arar durur. İşte benim cennetim de bu..."

"Bu" diye gösterdiği bir şey yoktu. Boyamaya devam ediyordu. "Bu", önündeki resim miydi, yoksa içinde bulunduğu çevre mi pek anlayamadım...

Ben, önümde beliren cenneti izlerken, onun sözcüklerini kendi dilime, yürek dilime çeviriyordum ve kendi düşlediğim cenneti düşünüyordum.

Cennet, yeryüzünün ve doğanın tüm nimetlerinin cömertçe sunulmasıysa...
Cennet, doğayla insanın, insanla insanın uyumuysa...
Cennet, sonsuz bir güzellik, iyilik, incelik, saflık, duruluksa...
Cennet huzursa...
Cennet, şiirle, müzikle, dansla kendini ifade edebilmekse...
Cennet, taştan, tahtadan, çiçekten, meyveden, topraktan, havadan ve sudan güzeli var edebilmekse...
Cennet, el hüneriyle, akılla, duyarlılıkla sürekli yaratıcı olmaksa...
Cennet, ayrıntıların zenginliğiyse...
Cennet, alçakgönüllülük, anlayış, güler yüz, sevgi ve sevinçse...

Bütün bunlarsa cennet, yaşlı adam haklıydı. Turistik klişelere mi kapılıyorum yoksa diye endişeye ya da kuşkuya yer yoktu.Evet haklıydı. Cennet, varsa eğer, tıpkı burası gibi olmalıydı.

Yaşlı adam tuvale yeşilin en açık tonundan, içine bol sarı katılmışından biraz daha ekledi...

Çevremi saran muz ağaçları, palmiyeler, tuvalde boy atmaya başladı.

Yeşile biraz lacivert kattı, tropik ormanlar belirmeye başladı... Sonra: çiçekler, meyveler, yine çiçekler, yine meyveler...

"Ağaçlar kutsaldır. Çünkü her ağaç, bir aşk çocuğudur... Çünkü onlar, Yağmur Tanrısı ile Toprak Tanrısı'nın sevişmesinden doğmuştur. Ağaca vurulan her darbe, bu aşka vurulmuş darbedir. Zaten bu aşkı, bu sevişmeyi bilmeyenler ağaca, dala ya da yaprağa zarar vermeye kalkışabilir. Ağaca karşı her saygısızlık, tanrılara saygısızlıktır. Çevrene bak. Hiç ağaçlardan daha yüksek yapı görüyor musun? Göremezsin. Çünkü ağaçtan daha yüksek yapı yapmak tanrıları gücendirir."

Artık öğrenmiştim:
Her ağaç, aşk çocuğudur.
Yağmur Tanrısı ile Toprak Tanrısı'nın aşkından ve sevişmesinden doğmuştur.
Ağaca, dala, yaprağa zarar vermek, bu aşkı bilmemektir.
Ağaca, dala, yaprağa zarar vermek, aşka ve tanrılara saygısızlıktır.

sayfa 71

Geri


Bu Cennet Bu Cehennem

Bu Cennet Bu CehennemBu Cennet Bu Cehennem' i bir solukta, severek ve yazarın şarkısına katılarak, insanımıza karşı duyduğu sevgiyi paylaşarak okuyacaksınız.

Devam

Katmandu'dan Meksika'ya

Katmandu'dan Meksika'yaYazar, Katmandu'dan Yemen'e, Pakistan'dan İrlanda'ya, Altay Dağları'ndan Prag'a, Polonya'dan Meksika'ya yürek atışlarının peşinden giderken, ilgisini insana ve topluma yöneltiyor..

Devam

Uzakdoğu'm

Uzakdoğu'mUzakdoğu'm, yazarın keşfetme ve öğrenme tutkusu, keskin gözlemciliği, ustalıklı ve şiirsel anlatımı, sıcak biçimiyle kanatlanan, düşünsel, düşsel ve görsel zenginliği olan bir yolculuk...

Devam

 

     
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplaar Erişim Bilgileri