Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Anasayfa
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu Cehennem Zeynep Oral yaşadığımız dünyada, kadın, aydın, anne, insan, yurttaş, gazeteci ve yazar olmanın anlamlarını bir bir vurguluyor... Fakat belki hepsinden...

Devam
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu Cehennem Zeynep Oral'dan Türkiye şarkısı! Yalın, içten, yapmacıksız bir yurt ve insan sevgisi ! Karadeniz şehirleri, İzmir, Diyarbakır, Urfa, Hakkâri...

Devam
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu Cehennem Zeynep Oral'ın akıcı ve işlek kaleminden, Türkiye'nin aydınlık yüzünü yansıtan sanat insanlarının portresini sunuyoruz.

Devam
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu Cehennem Türkiye henüz kozasını kıramamışken, kadın hareketinin yeni başladığı yıllarda, Zeynep Oral güçlü bir dille Kadın Olmak'ı yazdı.

Devam

Yukarıdaki üç kitabı www.kitap.cumhuriyeti.com.tr adresinden eve teslim, satın alabilirsiniz!

Zeynep Oral'ın İngilizce yayınlanan, 300 fotoğraflı, büyük format "Leyla Gencer" kitabını yayinlar@iksv.org adresinden isteyebilirsiniz.

Bu Cennet Bu CehennemLeyla Gencer A Story of Passion
Zeynep Oral .
Çeviren:Gül Osegueda
ISBN: 978-975-7363-73-6
Fiyatı: 50 YTL
İletişim: Yasemin Baskan - (212) 334 07 80


YAZILAR 2021

Ahmedim

Dün 54 yıllık eşim, can yoldaşım, en yakın arkadaşım, omuzdaşım, çocuklarımın babası, yedi torunumun dedesi, tüm dostlarımızın sevgilisi, “Ahmedim”i, Ahmet Oral’ı toprağa verdik...

6 Mayıs

“Sehpanın önüne geliyor. Sehpanın altında bir masa ve üstünde bir tabure var. Elleri arkasından bağlı, topuklarına kadar inen ve ayaklarına hareket olanağı vermeyen dar gömlek giydirilmiş bir insanın kendi başına masanın üzerine çıkması olanaksız. Gardiyanların yardımıyla masanın üzerine çıkıyor...

Kızıl Milva

“İtalyan şarkıcı Milva 81 yaşında öldü. Tiyatro sahnelerinde de boy göstermişti...” Geçen hafta haberi birçok yayın organı böyle verdi. O ikinci tümce, nasıl ağrıma gitti anlatamam. Boy göstermek mi? Tiyatroyla biraz ilgisi olan onun, sınırları ortadan kaldıran muhteşem bir sahne yaratığı, eşsiz bir oyuncu, gelmiş geçmiş en mükemmel Brecht yorumcusu olduğunu bilir...

Benim 23 Nisanım

Dokuz, on yaşlarındayım. İzmir, Alsancak’ta Gazi İlkokulu 5. sınıftayım. Bu sınıfın da doğrusu biraz yabancısıyım. Çünkü ilkokulun ilk dört sınıfına yine İzmir’de Özel Devrim İlkokulu’nda gitmiştim, tam ben dördüncü sınıftayken okulum kapanınca Gazi İlkokulu’na geçmiştim. Aklım fikrim hep önceki şişko mu şişko Müşerref Öğretmen’de. İlkinde sınıfta 20 kişiydik; ikincisinde 40 kişi…

23 Nisan

23 Nisan 1920’yi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunu, ülkenin geleceğine, yarınlara, çocuklara armağan edilmiş bir şenliğe, şölene, bayrama dönüştürmek, Atatürk’ün yaratıcılığının, dehasının eseriydi...

Genco Erkal

Dün bu haberi yayın organlarında ve sosyal medya ağlarında okumuşsunuzdur. Neymiş? Türk tiyatrosunun usta ismi, 2016’dan beri yaptığı paylaşımlar hakkında ifadeye çağrılmış. Genco Erkal yarın öğleden sonra adliye sarayında ifade vermeye gidecek...

Füruzan

Füruzan, edebiyatımızda bir olaydır! Bir fenomen! O fenomenle benim yolum çoook eskiden tam yarım asır önce kesişti. (50 yıl değil, yarım asır deyince sanki daha güçlü oluyor!) Kendisiyle de kitaplarıyla da yolum bir daha da hiç ayrılmadı...

Darbeden değil, kadınlardan korkun!

Elbet yukarıdaki başlığın yüzlerce değişik varyasyonu olabilir... Darbeden değil, açlardan korkun, açların gözbebeklerinden korkun! Darbeden değil, 11 milyon işsizden korkun! Darbeden değil, yarattığınız ve milleti mahkûm ettiğiniz bu bölünmüşlükten korkun!...

Yaşasın 1 Nisan

Paris’in göbeğinde (elbet sol yakasında) tam da Odeon Meydanı’nda, Odeon Uluslar Tiyatrosu’nun önünde toplanmış dev bir orkestra ve dev bir koro; bir de onları izleyen sanatçılar, sanat öğrencileri ve kültür işçileri; bir de sanat tutkunları...

Toplumsal depresyona geçit vermeyin

Boğaziçi Üniversitesi’ne destek veren gençlere uygulanan vahşeti; Gergerlioğlu’na reva görülenleri; çocuklarını doyurmak için böbreğini satmaya kalkanları; çöplerden yiyecek arayanları; seçimle kaybettikleri kıyıları ele geçirme planlarını...

Erdoğan, ne demek İstedi?

11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edilmiş İstanbul Sözleşmesi’ni, Recep Tayyip Erdoğan bir gecede “feshettim” deyip üç satırın altına imza atarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yok etti. Sözleşmeden çekildi.

Ritme göre zıplamaktan... Fosforlu Cevriye’ye...

Sizi bilmem ama ben bayılırım ritme göre zıplamaya... Bende pek kulak yoktur. Çocuklarımın seslerini bile birbirinden ayırt edemem. Ne zaman “Eyy” diye haykıran birini duysam hep aynı kişi konuşuyor sanıp oradan kaçmaya bakarım... En sevdiğim aryalar, klasik ya da popüler ezgiler, beynimin yeldeğirmenlerinde dolanıp dursa da onları sese dönüştüremem. Duyduğum her sesi algılasam da aynısını ağzımdan dışarı vuramam. Karga sesli olmamın da bunda rolü var herhalde...

İyi ki varsın Ayşe Buğra!

Dün sabah, akıllardan ve yüreklerden kolay kolay silinmeyecek muhteşem bir buluşma yaşadık. Birbirinden değerli katılımcılarla kucaklaştık. Kâh gülümsedik kâh gözyaşlarımızı tutamadık. Öyle ya da böyle iyi ki yaşıyoruz, iyi ki, iyi ki varsınız dedik...

8 Mart Manzaraları

8 Mart gününü geride bıraktık… 8 Mart’ta neler olup bittiğini daha doğrusu bitmediğini şöyle bir sıralarsak ne rezil bir durumda olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz. 8 Mart’ın ilk saatlerinde İstanbul’da bir kadın öldürüldü. 8 Mart’ta birçok gazete ve televizyona bir gün önceki iki cinayet yansıdı: 1) Ankara’da dört çocuğunun önünde Zeynel Korkmaz, karısını boğazından bıçaklayarak öldürdü. 2) Samsun’da, beş yaşındaki çocuğunun gözleri önünde, bir kadın eski eşi tarafından öldüresiye dövüldü.

Kadına ‘kadın’ diyememek...

Önceki gün Erdoğan, “İnsan Hakları Eylem Planı” açıkladı. Şöyle olacak, böyle olacak. Cek ve caklarla dolu temenniler listesini okurken bile benim yüzüm kızarıyor, insanlığımdan utanıyordum... Açıklanan “eylem planı” bence kendi başına bir utanç belgesi. “Hayret, meğer hak hukuk diye bir şey varmış!” diye keşfetmenin trajikomik, zavallı bir ifadesi... Bundan böyle işkence ve kötü muameleye sıfır tolerans demek, bugüne dek bunlarsız edemedik itirafıdır. Gece yarısı ev baskınıyla, çoluk çocuğu korkutup kimse gözaltına alınmayacak demek, bugüne dek sırf kötülük olsun diye bunu yeğledik demektir!

Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü Yaşar Kemal’i özlemek!

60’lı yılların sonu ya da 70’lerin başıydı. Bir gün Yaşar Kemal’in evindeyim... Kitaplardan, Sait Faik’ten konuşuyoruz. “Dur, bak sana ne göstereceğim” dedi. Kitaplıktan bir kitap aldı. İlk sayfasında Sait Faik’in el yazısıyla yazdığı ithafı bana yüksek sesle okuttu. Sait Faik, Yaşar Kemal’i şöyle selamlıyordu: “Türklerin en Kürdü; Kürtlerin en Türkü, Yaşar Kemal’e sevgilerimle...” İkimizin de gözleri doldu.“Bak bunu ilk sana gösteriyorum”dedi. Birbirimize sarıldık. Hem güldük hem ağladık!

Biz, Lawrence Ferlinghetti’yi çok sevdik

Lawrence Ferlinghetti: 1919’da New York’ta Fransız anne, İtalyan asıllı babadan doğdu. 22 Şubat 2021 gecesi San Francisco’da öldü. Amerikan edebiyatının önemli temsilcilerindendi. Şair, oyun ve roman yazarı, yayıncı, ressamdı. Tiyatro, sinema, sanat eleştirmeniydi. San Francisco’da kurduğu ve bir sanat merkezi işlevi gören “City Lights” (Şehir Işıkları) adlı yayınevi ve kitabeviyle efsanevi bir kişilikti. “Beat Generation” diye anılan kuşakta Amerikan ve dünya edebiyatında kendine özgü bir yer edinmişti.


TÜM YAZILARI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ



Arama
Esintiler

23 Nisan

Sayenizde bir salgın nasıl fırsata dönüştürülür gördük. Fesatlığa, riyakârlığa, hainliğe. Sayenizde, dünyada salgından en çok vaka, en çok ölüm sıralamasında ilk üçe girmeyi başardık; yine pandemide vatandaşına gelir desteği veren ülkeler arasında Arnavutluk ve Meksika’yla birlikte son üçe girmeyi başardık.



Çocuklara

Ben bu ikiyüzlülüğe inat Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlamayı sürdürüyorum. Tüm çocuklara söylemek istediklerimi, onlar söylemiş zaten. Bugün bu köşeyi, onlara bırakıyorum. Çevrenizdeki çocuklara okumanız dileğiyle...



Akrostiş... Ve şair portreleri

Ülkem ölüm, açlık, işsizlik rekorlarını zorlarken, insanlık onuru ayaklar altında çiğnenirken, haksızlık ve adaletsizlik insanı isyan ettirirken, hâlâ yazı yazmaya çalışmak neye yarar diye kendime sormaz değilim elbet...



Yaşasın tiyatro

Dün 27 Mart, Dünya Tiyatro Günü’ydü. Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün girişimiyle 1961’den bu yana kutlanan bu özel günü, ne yazık ki pandemi nedeniyle yüz yüze kutlayamadık. (Malum, AKP kongresinde virüs yok ama mesafeli oturulan, tüm tedbirler alınarak izlenen tiyatroda virüs var!)



Şairler susmayacak!

Bugün 21 Mart, “Dünya Şiir Günü”... UNESCO tarafından kabul edilip ilan edildikten sonra dünyanın birçok yerinde kutlanır oldu... Çoğu kimse bilmeyebilir. Bunda Türkiye PEN Merkezi’nin önemli bir rolü var. 1997 yılında Uluslararası PEN Dünya Yazarlar Birliği’ne böyle bir öneride bulunan, sunum yapan ve kongreye katılan tüm üye ülkelerden onay alan, Türkiye PEN Merkezi’ydi. (Bunun için Günseli, o günden beri Pen Şiir Ödülü’nü kazanan şairimiz, o yılın “Şiir Bildirisi”ni kaleme alıyor. Edebiyata ilgi duyan tüm yayın organları da bildiriyi paylaşıyor.)



Bellek tazeleyen üç dost

Gazetecilerin şiddete, hakarete maruz kalmaları, öldürülmeleri şart değil; susturulmaları, mahkemelerde sürünmeleri, hapse tıkılmaları... Bu yazıyı yazarken sayısız gazetecinin davası sürerken, muhabirimiz Seyhan Avşar’ın beraat haberiyle seviniyorum (ki benim için gazeteciliğin en kutsal yönü muhabirliktir); Hakan Aygün’e 7 ay hapis cezası verilmesine kahroluyorum.



Şiddetin boyutları

Özel sağlık nedenleriyle, on gün kadar sizlerden ve ülke gündeminden uzak durmak zorunda kaldım. (Şimdi iyiyim, merak etmeyin. Hatta patlamaya hazır bomba gibiyim.) Anestezinin etkisinden kurtulur kurtulmaz on günün bilançosunu çıkarmaya çalıştığımda, dehşete kapıldım.



Aşk yaşatır insanı

Anladınız elbet 14 Şubat bahane, aşktan söz etmek şahane... Herhalde bizleri geri zekâlı yerine koyan; milletçe cehalette, gericilikte, kullukta buluşmamızı isteyen zihniyetin oyununa gelip “Sevgililer Günü’nde” Ay’a gitme konusunu dilime dolayacağımı beklemezsiniz...



Bugün günlerden Uğur Mumcu...

Bugün pazar. Bugün 24 Ocak. Bugün günlerden yine Uğur Mumcu... Ve ben onun yıllar öncesinden gelen sesini dinleyerek bugünün Türkiyesi’ni düşünüyorum:



EŞSİZ BİR HAZİNE: HAGOP AYVAZ.

Kimi hazine vardır, parıltısıyla, şatafatıyla, gösterişiyle gözlerinizi öyle bir kamaştırır ki baktığınızı göremez olursunuz. Kimi hazine vardır, sessiz sakin, bağırıp çağırmadan, öylesine derinlere dokunur ki, içindeki cevher birkaç kuşağı besler. Sizlerle paylaşmak istediğim ikinci türden…



Yıl sonu ağacı...

2020 yılında ihaneti gördük. Yalanı, talanı gördük. Ateşi gördük. Tehdit, baskı, yasakları gördük... Tüm dünyaya egemen olan bir virüsün, kimi ülkelerde hele hele otoriter, baskıcı, totaliter rejimlerde nasıl bir fırsata dönüştürüldüğünü gördük.



Başarı öyküleri

Kitabı dikkatle açtım, içinden çıkan DVD’yi, bilgisayarıma yerleştirdim. Bir saat 20 dakika sürecek... Karşısına yerleştim. Pek de heyecanlı değilim. Çünkü bugüne dek Genco Erkal’ın Nâzım Hikmet’le bütünleşmiş hallerini ve performanslarını canlı ya da ekranda binlerce kez izlemişliğim var. (Üstelik ocakta yemek, içeride çok iş var.) Başlat düğmesine bastım.



Ruh sağlığını koruma

Covid-19’dan korunma yöntemlerini biraz aklı başında olan biliyor. Hükümetin açıkladığı sayılara ve yöntemlere inanmayan, güvenmeyen, farlı kaynaklardan gerçeklere ulaşabilen, okuduğunu anlayabilen, daha da iyi biliyor.



Görsel Manifestolar : Orhan Pamuk ve Erol Akyavaş’tan…

Biri, sadece ülkemin değil, bence dünya resim sanatının önemli temsilcilerinden; biri de dünya edebiyatının en değerli, en sevilen yazarlarından: Erol Akyavaş ve Orhan Pamuk. Her ikisi de gün gelmiş, kendilerini ifade etmek, duygu ve düşüncelerini hepimizle paylaşmak için fotoğraf sanatına sarılmış...



Şimdi Orwell okuma zamanı

“Çiftdüşün, insanın iki çelişik inancı zihninde aynı anda bulundurabilmesi ve ikisini de kabullenebilmesi anlamına gelir (...) İçtenlikle inanarak, bile bile yalan söylemek, artık uygun görülmeyen her tür gerçeği unutmak, sonra yeniden gerektiğinde de gerekli olduğu sürece yeniden anımsamak, nesnel gerçekliğin varlığını yadsımak ve bütün bunları yaparken yadsıdığın gerçekliği göz önünde bulundurmak... Bunların hepsi de olmazsa olmaz şeylerdir...” .



Hukukun boşluğunu zulüm doldurur...

Demokrasi reformunu bilemeyeceğim ama doğrusu şu “hukuk reformu” faslı muhteşem, harikulade... Ne de güzel başladılar şu hukuk reformuna!



Benim Cumhuriyet Bayramım

Ben, bayrağım dalgalanırken, İstiklal Marşı hep bir ağızdan söylenirken, Kurtuluş Savaşı ve devrim ilkeleri yüceltilirken, Mustafa Kemal Atatürk özlemim ağır bastığında gözyaşlarını tutamayan kuşaktandım. Çünkü ne güçlüklerden ne olanaksızlıklardan sonra, eşsiz bir bağımsızlık savaşı verdikten sonra, Cumhuriyet “mucizesinin” nasıl gerçekleştiğinin bilincindeyim. .



2017 Tiyatro Festivali Onur Ödülleri Duygu Sağıroğlu ve Zeynep Oral!'a verildi
Youtube

Meslek Yarası

Meslek Yarası Zeynep Oral'ın sonu hüsranla biten aşkı...

Devam

Bu Cennet Bu Cehennem

Bu Cennet Bu Cehennem Bu Cennet Bu Cehennem' i bir solukta, severek ve yazarın şarkısına katılarak, insanımıza karşı duyduğu sevgiyi paylaşarak okuyacaksınız.

Devam

Katmandu'dan Meksika'ya

Katmandu'dan Meksika'ya Yazar, Katmandu'dan Yemen'e, Pakistan'dan İrlanda'ya, Altay Dağları'ndan Prag'a, Polonya'dan Meksika'ya yürek atışlarının peşinden giderken, ilgisini insana ve topluma yöneltiyor..

Devam

Uzakdoğu'm

Uzakdoğu'm Uzakdoğu'm, yazarın keşfetme ve öğrenme tutkusu, keskin gözlemciliği, ustalıklı ve şiirsel anlatımı, sıcak biçimiyle kanatlanan, düşünsel, düşsel ve görsel zenginliği olan bir yolculuk...

Devam
Zeynep Oral Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri