Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri
Anasayfa
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu CehennemZeynep Oral yaşadığımız dünyada, kadın, aydın, anne, insan, yurttaş, gazeteci ve yazar olmanın anlamlarını bir bir vurguluyor... Fakat belki hepsinden...

Devam
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu CehennemZeynep Oral'dan Türkiye şarkısı! Yalın, içten, yapmacıksız bir yurt ve insan sevgisi ! Karadeniz şehirleri, İzmir, Diyarbakır, Urfa, Hakkâri...

Devam
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu CehennemZeynep Oral'ın akıcı ve işlek kaleminden, Türkiye'nin aydınlık yüzünü yansıtan sanat insanlarının portresini sunuyoruz.

Devam
O Güzel İnsanlar

Bu Cennet Bu CehennemTürkiye henüz kozasını kıramamışken, kadın hareketinin yeni başladığı yıllarda, Zeynep Oral güçlü bir dille Kadın Olmak'ı yazdı.

Devam

Yukarıdaki üç kitabı www.kitap.cumhuriyeti.com.tr adresinden eve teslim, satın alabilirsiniz!

Zeynep Oral'ın İngilizce yayınlanan, 300 fotoğraflı, büyük format "Leyla Gencer" kitabını yayinlar@iksv.org adresinden isteyebilirsiniz.

Bu Cennet Bu CehennemLeyla Gencer–A Story of Passion
Zeynep Oral .
Çeviren:Gül Osegueda
ISBN: 978-975-7363-73-6
Fiyatı: 50 YTL
İletişim: Yasemin Baskan - (212) 334 07 80


YAZILAR 2018

İNADINA ATATÜRK SEVGİSİ

Dün sabah saat sekizden başlayarak sokaklardaydım. Dolmabahçe'nin önü hınca hınç... Beşiktaş Meydanı... İskelenin önü... Atatürk Anıtının çevresi... Büyük küçük her yaştan insanla dolu... Ortaköy, Bebek... Bu güzergahta yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm... Saat 9'u beş gece Arnavutköy'ü yeni geçmiştim.


Eyyy Sen!

"Emirzade Yazgülü Aldoğan sen misin?" SEN MİSİN! SEN MİSİN!! SEN MİSİN! İmdaaaaat! "Sen misin" sözcüğü kafamı zonk zonk zonk zonklatıyor. Gözlerimden, kulaklarımdan, ağzımdan, burnumdan içeri "SEN MİSİN" sözcüğü doluyor. Sen misin sözcüğü kafamın içinde büyüdükçe büyüyor!


İZMİR'DE FAZIL SAY'IN AÇTIRDIĞI ÇİÇEKLER!

“Fazıl Say’ın İzmir Süiti 30 Ekim’de İzmir’de dünya prömiyerini yapacak...” Şu tek cümle, dağları devirip kendimi İzmir’e, çocukluğumun, ilk gençliğimin İzmir’ine atmama yetecekti. Dağları devirmem değil, uçağa binmem yetti. Kendime muhteşem bir Cumhuriyet Bayramı armağanı yapıyordum...


Sagalassos'ta Kadın Emeği Mucizesi

Bir çiçek bahçesinin ortasındayım. Yüzyılların , coğrafyanın, yüce Toros'larla Akdeniz arasındaki muhteşem doğanın ortasındayım... Çevremdeki çiçeklerin adları, Hülya, Hanife, Döndü, Serpil, Hamide, Nur, Nurcan, Zeynep, Emsal, Hatice... (Adlarını sayamadıklarım bağışlayın) Cıvıl cıvıllar, yaşları kaç olursa olsun hepsi "genç", hepsi güler yüzlü, hepsi yapıcı. Yaşadığımız kaotik, kindar ve saldırgan ortam sanki buralara hiç uğramamış... Baştan başlıyorum.


ARA GÜLER: Her kare bir ilan-ı Aşk

Sene 1972... Aylardan eylül... Bir avuç insan heyecandan ölüyoruz... “Türkiye’de ilk kez yüz binlere seslenen bir sanat dergisi” diye duyurular yapmışız. Milliyet’in her hafta gazete eki olarak vereceği, ama adını, “ek” değil, ilk günden sezgilerimizle “Sanat Dergisi” koyduğumuz dergimizin ilk sayısını çıkaracağız. Her şey hazır. Yazılar gelmiş, sayfalar çizilmiş... Tek eksiğimiz, Ara Güler’den beklediğimiz fotoğraflar.


Hak... Hukuk... Guguk...

İstanbul’u saran muhteşem bir olayı, Tasarım Bienali’ni sizlerle paylaşacaktım bugün... Ama gelin görün ki... “Al Papazı, Verme Papazı” haberlerine kapıldım... Rahip Brunson’un serbest bırakılmasını sevinçle karşılıyorum... Darısı, bir yıldır iddianame oluşturmak için “suçu” aranan Osman Kavala’nın, hapisteki 150 kadar gazetecinin başına... Darısı, Barış İsteyen Akademisyenlerin, görevlerini yapan avukatların; harp okulu öğrencileri, er ve erbaşların başına...


Şimdi, fena halde ATTİLÂ İLHAN...

Attilâ İlhan: Açalım parantezi: Doğumu 1925, Menemen... Ortaya o minik çizgiyi - tireyi koyalım - Ölümü 11 Ekim 2005, İstanbul... Kapayalım parantezi... Gelin görün ki, kapanmıyor parantez. Kapamak istemiyorum parantezi. Çünkü Attilâ İlhan’a fena halde ihtiyacımız var!


Barış mı Dediniz ???

1 Eylül tarihini Türkiye'de "Dünya Barış Günü" olarak kutluyoruz. Söz gelimi "kutluyoruz" diyorum . Yoksa milletin pek umurunda değil. Umurunda olanları da, ne yapıp yapıp içeri hapse tıkıyoruz zaten! (Bakınız: Barış İçin Akademisyenler, Barış İçin Gazeteciler vb...)


1968: Yarım Asırlık Genç

“... İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum.”


"Beni bul Anne!"

Kulaklarımda onların çığlığı. "Beni bul anne!" diye haykırıyorlar! Beni de, beni de, beni de... "Seni özledim Anne!" ... Onlar, kardeş, ağabey, baba, eş, sevgiliydiler. Çocuktular. Analarının babalarının, eşlerinin ya da çocuklarının biriciğiydiler. Eşsizdiler. Günün birinde... Kaybolmadılar. Kaybedildiler. Derin devletin dönen çarkları arasında kaybedildiler. Her direneni ezmeye kararlı, insan öğüten dişliler arasında kaybedildiler... Karanlık çıkar ilişkilerin çıkışı olmayan labirentlerinde... Emniyette, gözaltından ya da karakolda... JİTEM'de ve kontr - gerilla'da... Hapislerde zindanlarda ve de işkencede... Sokak ortasında, ormanların karanlığında ya da dağ başında kaybedildiler ...


Can Yücel : Kahkaha Çiçekleri Kahkaha Dirençleri

Can Yücel, şiirimizin hiç yaşlanmayan çocuğu... Şiirleriyle kahkaha çiçekleri üreten, sözcüklere takla attırtan, rengarenk dizeleri fır döndüren bir çocuk... Sokağın diliyle konuşan bir dil cambazı… İmgelere pabucunu ters giydiren bir sihirbaz… Kahkahayı dirence, direnci kahkahaya dönüştüren bir büyücü ...


İdam Cezası...

“İdam isteriz idam isteriz idam isteriz!!!”... Dört bir yandan haykırışlar... İştahlar kabardı, ağızlardan salyalar akıyor! Ekimde Meclis’e mi sunulacakmış ne! Halkımızın bir dediğini iki etmeyen iktidar ve onun yandaş medyası bu ilkel isteği ciddiye alabilir ya da alıyormuş gibi yapabilir... Daha çok insan idam istesin diye müthiş nedenler sunabilir; kışkırtmanın daniskasını yapabilir...


MUCİZENİN ADI : AİMA

“Eyyy Ayvalıklılar! Elinizdeki mucizeye sahip çıkın! Müthiş bir fırsat yakalanmış! Olağanüstü bir marka yaratılmış! Değerini bilin!” İçimden bunu haykırmak geliyor! Mucize, marka, değer dediğim, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi. Kısaca AIMA... 20 yıldır varlığını sürdürüyor. 5 yıldır da Müzik Festivali var! Bu kurum ve bu festival, nitelikli, kaliteli müzikle biraz ilgisi olanlar için en azından Ayvalık’ın meşhur zeytini ve zeytinyağı kadar ünlendi.


Joan Baez Konseri 68 ruhuyla bir gün mutlaka

Spot isiklarinin altinda o ve gitari: 60 yildir sahneden inmeyen 77 yasindaki Joan Baez. Önceki geceki konserde her sarkida sahnedeki kadin biraz daha devlesiyor! Sahnede öyle genç, öyle dik, öyle kocaman ki! Konserde 68’in “Baska bir dünya mümkün” umudu geldi yerlesti Harbiye Açikhava’ya. Bir gün mutlaka...


Joan Baez: Sonsuza kadar genç

Hâlâ çok güzel. Hâlâ çok “genç”. Hâlâ çok güçlü. Hâlâ tüm haksizliklara isyan halinde... 77 yasinda. Ve hâlâ barisin, isyanin, vicdanin sesi ... Joan Baez veda turnesi için Istanbul’da.


Edirne'den Ardahan'a...

Edirneden Ardahana kadar
Bir toprak uzanir,
Boz kanatli üveyikler üstünden uçar
Ardahandan Edirneye
Edirneden Ardahana kadar.


Yasak arasi sanat…

Evet, ne bekliyorduk? Seçim öncesi verilen vaatleri mi? OHAL kalkacak, daha çok özgürlük, daha çok demokrasi mi? Güldürmeyin beni… O nedenle yillarin tiyatrocusu Orhan Aydin’in gözaltina alinmasina sasmadim.


Günlerin getirdigi...

Yasa boğulduk. Ayaga kalktık, pankartlarla yürüdük, protestolar ettik, haykirdik, imzalar topladık... Hâlâ sürdürüyoruz isyani. Iki küçük kiz çocugu... Eylül ve Leyla... Ateş elbet düştüğü yeri yakar ama bu kez sanki tüm toplum da yandi...


Unutmadim... Unutmayacagiz...

Yarın 2 Temmuz. Tam 25 yil önceydi. Sanki dün gibi... Unutmadım... Unutmayacağız... Sekiz saat boyunca “Seriat isteriz” diye haykiran gürûhu... Tekbir getirerek savunmasız insanlari ateşe vermelerini...Yaşanan vahşeti... Unutmadım, unutmayacağız...


Seçim sonrasi bulusmalari…

Siz bu satirlari okudugunuzda, ben sinif arkadaslarimla her yil tekrarladigimiz “Sinif Toplantisinda” olacagim… Bizim sinif, Izmir Amerikan Kiz Koleji’nden 1964’te mezun olmus sinif. Önceleri daha seyrek bulusurduk ama baktik ki, muhtesem arkadaslarimiz teker teker hizla bu dünyadan ayrilmakta, her yil bulusma karari aldik. Her yil, farkli bir yerde…


Seçim...

Üç gün sonra seçim...
Üç gün sonra, nasil bir ülkede yasamak istedigimi, çocuklarimin, torunlarimin nasil bir ülkede yasamalarini istedigimi seçiyorum... Seçiyoruz... Iste hepsi bu!


Ben ki Fenerbahçeli degilim

Ben ki Fenerbahçeli degilim; anadan babadan görme Galatasarayliyim; üstelik Gezi’den beri de Çarsi’dan dolayi kalbimin çarpisi Besiktasli; geçen pazar, bir de Fenerli oldum!..


Nâzim... Çagri... Çocuklar... Uyum

“Tanri ellerimizdir,
Tanri yüregimiz, aklimiz,
her yerde var olan Tanri,
toprakta, tasta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte
ve bestecisi sayilarda ve satirlarda ulu uyumlarin.


Geziden kalan umut...

1968’in ellinci; Gezi ruhunun besinci yildönümü... Tarihsel açilimlari ne denli farkli olursa olsun, ikisinin ortak yanlari, ortak yöntemleri vardi... Bir agaca sarilmakla, bir parki koruma çabasiyla baslayan direnis, orantisiz güçle bastirilmaya çalisildiginda, hepimiz büyüdük, hepimiz çogaldik, hepimiz bir araya geldik... Birlikte hayal kurduk, birlikte muhtesem bir rüya gördük...


Kadini yok saymanin rezilligi

Çok söze gerek yok. Önce su semaya bakin. Ve kadin nasil yok sayilir, bir kez daha görün: Bu tablo seçime girecek 7 partinin milletvekili adaylarinin sadece yüzde 22’sinin kadinlardan olustugunu söylüyor. Aday gösterilen kadinlarin da sadece yüzde 5.4’ü yani 49’u birinci siradan aday. Gerisi riskli siralarda.


Osman Kavala Neden Hapiste???

Su yukaridaki sorunun yanitini bilen var mi??? Sahi Osman Kavala neden hapiste? 200 Gündür Silivri Cezaevinde rehin alinmis durumda. Rehin diyorum, çünkü siyaset erbabi gazeteciler simdi yazip çiziyor Izmir'deki Papaz Brunson'un New York'taki Zarrab- Atilla davasi için pazarlik kozu olarak tutuklandigini... Bunlari okuyunca, derin siyasetten bir sey anlamayan ben, ister istemez, acaba Osman Kavala ne pazarligi, hangi anlasmalar için tutuklu diye sormaktan kendimi alamiyorum...


Gençtik, Güzeldik, Dünyayi Degistirecektik...

Mayis 1968 - Mayis 2018... Iste böyle... 50 Yildönümü.. . Bir zamanlar bize çoook çok uzakmis gibi görünen zaman dilimi, geçip gidiverdi ... Ve bir zamanlar hemen elimizi uzatsak tutuverecekmisiz gibi gelen hedeflerimiz, sanki bizden gittikçe uzaklasti ya da bir sis perdesinin ardina çekildi ...


Leyla Gencer’in izinde…

Tarih 10 Mayis 2008... Yer Milano... Milano’da La Scala Operasi ... O aksam müzik dünyasinin mabedinde, Orwell’in romanindan kaynaklanan “1984” Operasi’nin temsili var.. Salon hincahinç dolu. Temsil baslamadan önce Sef Lorin Maazel sahneye çikiyor. Perdenin önüne gelip, su anonsu yapiyor.


Sahnede tanrilasmak...

Milano’dayim... Ama her sabah Türkiye’deki gazetelere göz atmaktan da geri kalmiyorum. Ortalikta “tezek, pislik, çöplük” gibi nezih ifadeler dolasirken, Leyla Gencer’in izini sürmek, onun adina Milano’da yapilanlari izlemek, paylasmak, degerlerimize daha çok, daha çok sahip çikmaya çalismak, genel geçer kaniya inat, çok önemli geliyor bana...


Sensiz Olmaz

O günü çok iyi hatırlıyorum... İki yıl önce, sonbahardı. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın birçok elemanı, Fazıl Say’dan Ataol Behramoğlu, Rutkay Aziz’e sayısız sanatçı, yazar ve gazeteci Köln’deydik... Tarık Akan için düzenlenen anma gecesinde...


Deniz Demek Özgürlük Demektir

Çocukluğumun ve ilk gençliğimin bütün yazları Suadiye’de bir bahçede geçti. Okullar kapanır kapanmaz haziranın ilk gününden başlayarak, ağustosun son gününe dek Suadiye, Çiftehavuzlar, Fenerbahçe kıyılarından her sabah denize girdim. Plajlardan ve sandallardan... Eğer otomobilli birini bulursak o zaman, daha uzaklara, güzeller güzeli göz kamaştırıcı Süreyya Plajı’na ya da Moda’ya uzanırdık. Deniz özgürlük demekti...


Kalemler Diktatörlere Karşı

Dünyanın en yeşil başkenti orada. En küçük nüfusla en gelişmiş sanayi... İki milyon nüfusla yüzü aşkın sinema, tiyatro, müzik ve edebiyat festivali... Tepesi karlı yüksek dağları, minicik deniz kıyısı, muhteşem ormanları, ülke içinde salınan nehirleri ve çarpıcı gölleriyle mucizeler yaratan olağanüstü bir doğa... İşte Slovenya... (Ama hayır bunlardan söz edemem ki... Bir televizyonprogramında “Çocuklar ölmesin” dedi diye Ayşe Öğretmen hapse girdiönceki gün...)


Dünya Sanat Günü

Kaydet Bugün Dünya Sanat Günü  “İki şey var ki, yeryüzünde son insan kalıncaya dek yok olmayacak: Biri sanat, öteki isyan!” Albert Camus...  Bugün 15 Nisan... Dünya Sanat Günü... 
Bundan 7 yıl önce Meksika’da toplanan UNESCO’ya bağlı Dünya Sanat Dernekleri (a+A) Genel Kongresi’nde, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Bedri Baykam’ın önerisiyle, Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan’ı, Dünya Sanat Günü ilan etti. 


Bizim Berlin

Ergun Çağatay  Tanıklığa Devam Ediyor Hala....  
Dünya çapında bir fotoğrafçı ve  çok önemli bir gazeteciydi Ergun Çağatay..  Yeryüzü tanığıydı. Tarih ve coğrafya tanığıydı. Eşsiz bir belge  biriktiricisiydi.  Bireysel ve toplumsal belleğimizin  bekçisiydi...  Arkadaşımdı Ergun Çağatay. Çocukluğumdan bu yana arkadaşımdı.   Eğer yaşasaydı; bugün yeryüzünün en mutlu insanlarından biri olacaktı....  


Sahnedeyiz

Sahnede... Ve Her yerdeyiz...
Sahnedeyiz. Üç beş değil,  yüz kadınız.  "Yüz kadın/ Yüz Replik" diye konmuştu etkinliğin adı . Gelin görün,  sahnedeki her kadın,  içinde binlerce kadını  barındırıyordu.
Sahnedeyiz. Kenter  Tiyatrosu'nun sahnesindeyiz. Tiyatronun bilinen kahramanları ya da hiç bilinmeyen, perde gerisindekileriz.   Genciz,  yaşlıyız, çocuğuz,  yetişkiniz.   Sahneye adımını yeni atanlarız,  sahnede hiç ama hiç eskimeyenleriz. Yüz değil binlerceyiz...  


Sanata değil Yaşama Düşman

Bu yaşanan, çağdışı zihniyetin, hasta kafaların, bilinçaltındaki pisliğin ve ahlaksızlığın dışavurumudur. Bu yaşanan, 15 yıldır Türkiye’yi yönettiğini sanan, her ama her alanda ayırımcılığı körükleyen, milleti birbirine daha çok düşman kılan, Atatürk ilkelerinden intikam almaya yeminli, adım adım karşıdevrim gerçekleştiren bir zihniyetin uygulamasıdır.


Ekmek gibi, su gibi...

Yaşasıııın! Suudi Arabistan’da kadınlara otomobil kullanma izni çıktı!!! Yıl 2017’ydi! Aylardan eylül! Ay ne sevindik ne sevindik... Kral Selman bin Abdülaziz el Suud, lütfetti verdi izni! Helal olsun! Zaten iki yıl önce de oy hakkına kavuşmuşlardı... Artık zavallıcıklar, yani kadınlar da direksiyon başına geçebileceklerdi...

TÜM YAZILARI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ



Arama
Esintiler

KADRİ GÜRSEL'DEN GAZETECİLİK DERSİ

Usta Gazeteci Kadri Gürsel'in "Ben de sizin için üzgünüm" başlıklı kitabı Destek Yayınlarından yeni çıktı. Bir çırpıda soluk soluğa okudum. Müthiş bir gazetecilik dersi. Ama ayni zamanda edebiyat tadı var! Sadece gazetecilerin değil, herkesin okuması gerek. İşte tadımlık bir bölüm: "İnsanların bana, benim için üzüldüklerini söylemelerine, sebep olan hadiseler Türkiye'de 2008'de başlayıp, zamanla hızını artırıp güç kazanan otoriter gidişatın neticesiydi.



İZMİR'DE 1001 GECE...

Canım İzmir, Güzel İzmir, Doğu'nun en Batısı, Batı'nın en Doğusu İzmir... Olanaksızı başaran ; ama en doğal olanı başaramamayı beceren İzmir... Kendime yaptığım Cumhuriyet Bayramı armağanı, bir buçuk günlük İzmir kaçamağının, bir saç ayağı Fazıl Say'ın "İzmir Suiti" dünya prömiyeriydi. Bir başka saç ayağı daha vardı. Şimdi sıra onda...



CUMHURİYET

Adında "Cumhuriyet" sözcüğü geçen nice devlet biliyorum ki Cumhuriyet'le ilgisi yok; resmen faşist devletler... Dün de böyleydi, bugün de... Adı "Demokratik" olan nice yönetim sistemi biliyorum ki, demokrasiyle ilgisi yok; tepeden tırnağa totaliter rejimler... Dün de böyleydi, bugün de... Oysa... Oysa... Benim düşlerimdeki Cumhuriyet, özgürlüktür. Cumhuriyet, bağımsızlıktır...Demokrasi, Cumhuriyet'in olmazsa olmazıdır.



Öğrenmek Yaşamaktır... Cehalet Öldürür...

Bu yıl İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın dördüncüsünü gerçekleştirdiği İstanbul Tasarım Bienali'ni dolaşırken aklımdan çıkmayan iki tümceyi alıp bu yazının başlığa koydum...



‘Primadonna ve Yalnızlık…’

Bu yıl, Leyla Gencer’in aramızdan ayrılışının onuncu yıldönümü… Üç dev kuruluş, Milano’daki La Scala Operası, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, bir de Borusan Sanat, 20. yüzyılın bu çok değerli sanatçısını çeşitli etkinliklerle anıyor. Öbür gün (11 Eylül’de) Borusan Müzik Evi’nde açılacak olan Yekta Kara’nın küratörlüğündeki “Primadonna ve Yalnızlık” sergisi de bunlardan biri…



Ani Çelik Arevyan: Bir dünya yaratmak

Karaköy’de, Galata Rum Okulu’na girdiğimiz an, farklı bir dünyadan içeri adımımızı attığımızı hissediyoruz. Hem çok bildik, hem de hiç ama hiç bilmediğimiz bir dünya... O andan sonra sanki bir ayindeyiz. Ayinin teması IŞIK ve ZAMAN! Burada zamanı belirleyen, saat değil, zamanı belirleyen ışık. Geçmişteki ışık, gelecekteki ışık... Zamanı belirleyen çağrışımlar, anılar, duygular, düşünceler...



GÜNEŞ KARABUDA: YERTYÜZÜ TANIĞI

Ah benim kadir bilmez ülkem! Aydınlık, yaratıcı, yararlı, güzel insanlara yaşamı zehir eden ülkem! Dönen çarkların dişlileri arasında insan öğüten memleketim! Farklı düşüneni ezmek için; aczini gizlemek için; çıkarını kollamak için pırıl pırıl gençlerini “düşman” ya da “vatan haini” ilan eden; onları hapislerde süründüren, işkenceden geçiren, ülkeyi terk etmeye yönelten memleketim...



Salome... Salzburg'da

Birinci Dünya Savaşı biter bitmez, tiyatro adamı Max Reinhardt, yazar Hugo von Hofmannsthal ve besteci Richard Strauss, başkent Viyana’yı terk edip “uzaktaki” Salzburg kasabasına yerleştiler. Amaçları tekti: Sanatı, yaşamın toplu anlatımına ve bir şenliğe dönüştürmek...



Salzburg Festivalinde Yaşama Sevinci...

Adaletsizliğin , işsizliğin, ekonomik krizin, gelecek endişesinin insanları hayattan bezdirdiği , tüm yaşama sevincini yok etmeye çalıştığı bir ortamda; dünyadaki ve ülkemdeki çağdaş, aydınlık, nitelikli olayları sizlerle paylaşmaya hala inat ediyorum diye kendime sık sık soruyorum...Sorumun tek yanıtı var: Başka türlüsünü bilemediğimden...



Korkuyorum... Korkuyorsun... Korkuyor...

Başlığı neden böyle atmışım, hiç ama hiç anlamadım... Bu güzelim yeni Türkiye'de korkacak ne olabilir ki... Hak var, hukuk var... Adalet mis gibi... Vicdanin daniskası var... Uygar bir ülkede, uygar ve bilinçli bir toplumda yaşıyoruz... Ekonomimiz parlak... Sanayimiz muhteşem...



Önce Vicdanlar Yandı...

1999 Yılında 20 bin insanımızı yitirdiğimiz Marmara depremini anımsayın... Yaşadığımız o cehennem günlerinde ilk yardıma koşan, canla başla toprağın altından, yıkıntılar arasından insan kurtarmaya çalışanlar, Yunanlı komşular oldu...



Joan Baez anekdotlari

“Kapılari çalan benim / Kapilari birer birer...” Yan odada Joan Baez prova yapiyor. Livaneli bestesi Nâzim Hikmet’in “Kiz Çocuğu”nu çalışıyor. Açıkhava Tiyatrosu’nda, Pasion Turca’nin düzenlediği konseri bu akşam...



SANSÜR

Sansür mü? Ne sansürü? Bizde sansür mü var? 150 kadar gazeteci mi hapiste? 200 kadar basin yayin organi ve yayin evi mi kapatilmis? Baris isteyen akademisyenler; 70 bin ögrenci içeri mi atilmis? Hayret! Sizleri gülümsetmek için anlatacagim olay eskidendi...



Derin Devlet - Derin Aile

Derin Devlet sözünü görüp, faili meçhul cinayetlerden ya da su siralar fazlasiyla popüler olan Adnan Hoca'cilarla Fetö'cüler karsilastirmalari yapacagimi sanmayin...



AYNALARDA DÖRT MEVSIM...

Ne çok, ne çok ihtiyacimiz var güzelliklere, sanata, nitelikli müzige... Hele simdi: Enflasyon alip basina gitmisken; tüm toplum "bizden ve bizden olmayanlar" diye ayristirilmisken; kin nefret, intikam tohumlari yesertilirken.. Evet simdi her zamankinden daha çok gereksinimiz var sanata ve güzelliklere...



BUGÜN, EN UZUN GÜN...

Bugün günlerden en uzun gün...
Bakmayin kitaplarin , takvimlerin en uzun gün 21 Hazirandir demesine... Kitaplar, takvimler de sasar ... Bizim için, millet için en uzun gün bugün. 24 Haziran...



Sennur Sezer 75 Yasinda

Sennur Sezer yasasaydi 12 Haziran’da 75 yasinda olacakti. Meydanlarda olacakti. Kadinlar arasinda olacakti… Konusuyor, söylüyor, sarkilara, türkülere, halaylara, adalet nöbetlerine, durusmalara, seçim öncesi çalismalara, direnislere katiliyor olacakti…



Idil Biret issiz adaya ne götürür?

Seçimler yaklastikça, bizim kültür - sanat sayfamiz azaldi, küçüldü... Ama bende eskilerin dedigi “fikri takip” dedikleri sey var. Su fotografi sizlerle paylasmadan Milano’da Leyla Gencer Anmalari’ndan uzaklasmak istemedim (Malum, baska hiçbir gazetede göremezsiniz bunu). Fotograftaki LeylaGencer afisi sadece La Scala’nin dört bir yaninda degil, kentin kitapçi vitrinlerinde, çesitli alanlarda, egitim kurumlarinda da yer aliyordu...



Filistinli Sevgili

Günlerdir aciya siirle direniyorum. Arap siirinin en özgün, en yetkin seslerinden, Filistin direnis sairi Mahmut Dervis'le (1942-2008) konusuyorum, onun siirlerini okuyorum. Yollarimiz bir kaç kez kesismisti.



Güzel seyler de oluyor...

Farkinda misiniz: Kaç gündür inceden inceye olumlu, güler yüzlü bir hava esiyor memlekette: Bunca gerilimli, bunca kavgali, bunca öfke ve kin dolu bir hayata mahkûm degiliz havasi!



Gençler, kelimeler, renkler nereye?..

Savaşlarda yitirdiğimiz gençlere...- Dört bir yanımız savaş iştahı ve savaş açlığıyla, savaş çığırtkanlığı, savaş yalancılığı ve ahlaksızlığıyla, savaş vahşetiyle, savaş gösterileriyle, savaş sahtekârlığıyla, savaş ticaretiyle, savaş zulmüyle, savaş yoksulluğuyla, savaş çıkarcılığıyla, savaş kahpeliğiyle sarılmışken....



Geleceğimiz ihbar, iftira, intikam olursa...

Boğaziçi Üniversitesinde  öğrencilerin tutuklanmasıyla Osmangazi Üniversitesi'nde ki katliam birbirini izledi...
Boğaziçi Üniversitesinde   lokum dağıtmak da;  lokum dağıtılmasına  karşı çıkmak da,  sadece ve sadece bir tepki  olarak, bir ifade ve düşünce biçimi olarak  değerlendirilebilirdi oysa...



Aydın Doğan Anısı
Doğan Medya’nın satılması üzerine, sevinç naraları atanlar, oh olsun diyenler, bundan ben ne çıkar sağlarım hesaplarına girenler, yargıç kesilip Aydın Doğan’ın sevaplarıyla günahlarını tartışmaya açanlar ve daha niceleri... Onlar, birbiriyle yarışadursun... Benim için bu satışın tek anlamı vardı: İktidarın tüm medyayı ele geçirme, kendine biat ettirme çabasında bir adım daha!


YASAK ARASI TİYATRO
Birbiri ardına raporlar açıklanıyor... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2017 istatistiklerine göre hak ihlallerinde, bizim ülkemiz ikinci sırada geliyor. Birinciliği Rusya’ya kaptırmışız. Bu gerçeği yazarken bile insanın içine bir korku düşmüyor değil... Ya bunu yazınca “vatan haini” diye damgalanırsanız...


Bozuk adalet yeter artık!
Mehmet Altan ve Şahin Alpay .... Düşüncelerinden, yazdıklarından ve söylediklerinden dolayı beş yüz günü aşkın süredir hapisteler...
Şu yukarıdaki tümceyi yazmak ne kolay... Bir çırpıda... Bir saniyede...


2017 Tiyatro Festivali Onur Ödülleri Duygu Sağıroğlu ve Zeynep Oral!'a verildi
Youtube

Meslek Yarası

Meslek YarasıZeynep Oral'ın sonu hüsranla biten aşkı...

Devam

Bu Cennet Bu Cehennem

Bu Cennet Bu CehennemBu Cennet Bu Cehennem' i bir solukta, severek ve yazarın şarkısına katılarak, insanımıza karşı duyduğu sevgiyi paylaşarak okuyacaksınız.

Devam

Katmandu'dan Meksika'ya

Katmandu'dan Meksika'yaYazar, Katmandu'dan Yemen'e, Pakistan'dan İrlanda'ya, Altay Dağları'ndan Prag'a, Polonya'dan Meksika'ya yürek atışlarının peşinden giderken, ilgisini insana ve topluma yöneltiyor..

Devam

Uzakdoğu'm

Uzakdoğu'mUzakdoğu'm, yazarın keşfetme ve öğrenme tutkusu, keskin gözlemciliği, ustalıklı ve şiirsel anlatımı, sıcak biçimiyle kanatlanan, düşünsel, düşsel ve görsel zenginliği olan bir yolculuk...

Devam
Zeynep Oral Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri